Farklı Topraklardaki Çiçekleri Aynı Yerde Aynı Hislerle Büyütmek RadioCity
Haber 13.06.2018 tarihinde eklendi, (63) defa okundu.

Farklı Topraklardaki Çiçekleri Aynı Yerde Aynı Hislerle Büyütmek

Millet Gazetesi olarak göğsümüzü kabartan Seyhan Mehmetali'nin makalesini yayımlıyor, kendisini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

Farklı Topraklardaki Çiçekleri Aynı Yerde Aynı Hislerle Büyütmek

Hayat  kimine göre doğmak, büyümek ve ölmekten ibarettir. Zevk ve sefadır bazıları için. Bazıları için ise büyük bir hapishanedir, işkence yuvasıdır, sefalettir, felâkettir. Bazıları için yokluktur, hiçliktir, rastlantı eseridir. Kuşlar için hayat uçmak, yaprak için dalda durabilme çabasıdır. Bazıları için ise Allah Tealâ’nın “ İkra- Oku” diye başlayan ayetini bağrına basıp gurbeti mesken bilmektir. Aslında hayat bilgisizlikle, sapkınlıkla ve inançsızlıkla ölen kalbin, bilgiyle sevgiyle ve inançla yeniden dirilmesidir.

Yenilenmek, başkalarının hayatına ışık olmak, hayata faydalı bir birey olmak için gözyaşlarını, ayrılıkları, özlemleri ve aile sevgisinin sıcaklığını bavuluna sığdırıp, doğumundan bu yana ellerini hiç bırakmayan, senin onlara toprak, onların da sana gölgesinde huzur bulduğun bir çınar olan ailene güzel bir gelecek hediye etmek için her şeyi göze almaktır. Sonra hiçbir vedayı sığdıramadığın o bavulu sırtlanıp annenin; “ insana rast gelesin yavrum” duasını kulaklarına asıp hiç bilmediğin bir memlekette gözünü açtığında başlar serüvenin. Gurbette ilk gün zordur elbet. Her gün doğudan doğan güneş, o gün sanki batıdan doğmuş gibidir de kabullenmeye çalışırsın. Başka bir memlekette yapayalnız olduğunu, kalbinde sessiz çığlıkların yankılandığını, güneş ışığının seni karşıladığı o ilk “hoş geldin” sıcaklığını kirpiklerinde asılı duran göz damlalarının göz kapaklarından atlayıp yanağından süzülürken, yüzüne vuran onca güneş ışığına rağmen, sen odanın tüm ışıkları kapalıymış gibi hissedersin ya, o an anlarsın kalabalıklar içinde yalnız olduğunu. Hatta memleketin tüm ışıkları yüzüne kapatılmış gibi hissedersin. Yeni sevinçler bulursun hüzne benzeyen ama ne yaparsan yap bilirsin ki kanadı kırık kuşa sıkıntıdır, yorgunluktur gökyüzü.

Her eğitimin ve gurbetin zorlukları vardır. Fakat hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez. Çünkü başarı, onu sürdürebildiğin kadar senindir. İşler iyiye gitmeden önce genellikle kötüye gider sakın vazgeçmeyi düşünme. Henüz vaktin varken uğraş, çalış çabala. Sen işini sessizce yap, bırak gürültüyü başarıların yapsın. Ertelediğin, vazgeçtiğin her fırsat için gün gelir keşkeden sandal yapmak istersin düne gitmek için lâkin seni götürecek deniz bulamazsın. En zor ilerleme yalnız yürümektir doğru ama seni en çok geliştiren de budur unutma. Başarıya giden yol her zaman çiçeklerle kaplı değildir ki. Denemeden başarısız olana dek hangi tarafın zayıf bilemezsin. Bilmelisin ki bazı yenilgiler başarının taksididir kendini hemen kahretme. İnsan bulunduğu memleketi niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan mı? Bence bir yerde mutlu mes-ud olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Çünkü orayı seversen, orası dünyanın en güzel yeridir. Ama sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir işte.

Şimdi huyunu suyunu bilmediğin, cami avlusuna bırakılmış bir bebeğin hüznünü yaşadığın hani çiçekleri soldurup bahar gelmez sandığın gurbet var ya, işte onun yerini sultanlar şehri, şehirlerin sultanı Edirne’nin, umutlarını yeniden yeşerttiği, onca üzüntünün siyahından gökkuşağı çıkarttığı an. Edirne; hayallerin, tarihi güzellikler ile  kültürel değerlerin harmanlandığı, tarihi dolmaz dostlukların başlangıcı, her sokağının hüzne, sevince ve başarıya şahit olduğu, her nefes alıp verdiğinde o tarih kokan havasından soluyup kendi nefesinle değiş tokuş yaptığın, tarihi damarlarında hissettiğin hani  o ilk başlarda uzaklaşıp kaçmak istediğin  gözünde acımasız bir üvey anne gibi canlandırdığın fakat sonradan et ile tırnak olduğun şehir.

Edirne’de uluslararası öğrenci olmak tava ciğerine sevdalanıp arada gönlünün makarnaya da kaymasıdır. Soğanla domatesi ciğer ile barıştırıp ayran ve kola ile dost etmektir. Tarihi yapısında büyülenmek, ağzını deva-i misk ile tatlandırmaktır. Badem ezmesi ile peynir helvası arasında gidip gelmektir. Edirne’de uluslararası öğrenci olmak, geçtiğin her sokakta “nabiyün bea?, iyiyim asıl sen nabiyün bea?, eep aynı bea” diyaloglarına şahit olup istemsizce yüzünün gülümsediğini fark etmektir. Et ve kemik herkeste var, Allah vicdan, sevgi ve saygı versin. Sıcakkanlı insanların gönlünde ısınmaktır. Derler ya sığındığın gönül memleketindir diye tam anlamıyla öyle. Böyle insanların gönlünden mezun olmak istemezsin hiç çünkü bilirsin böyle gönüllerde yer almak sevgi açısından ömür boyu %100 burslu olmaya eş değerdir. Edirne’de uluslararası öğrenci olmak fakültelerin yahut uluslararası öğrenciler ile ilgilenen, uluslararası öğrencilerin her derdine derman olmaya çalışan derneklerin sunduğu etkinliklerde, dernek sorumlularına karşı teşekkür amaçlı karşılıksız ve içtenlikle yer alıp ben de sizlerdenim, sizler gibiyim diyebilmektir. O etkinliklerdeki alanı paylaştığın diğer ülkelerden gelen canlarla arkadaş olabilmek, yeni ruhlar tanıma fırsatı yakalayabilmektir.

Edirne’de uluslararası öğrenci olmak, bölümünü bitirip memleketine döndüğünde ailenden en sevdiğin birini aniden kaybetmek gibidir. Bir evladın anasından kopartılması gibi etin tırnaktan ayrılması gibidir. Acıdır. Ne kadar uzağa gidersen git bir yanının hep Edirne’de kalmasıdır. Gönlünün pergel görevi görmesi gibi bir şeydir. Bir ayağın Edirne’de iken diğer ayağının kendi memleketini dolaşmasıdır. Çünkü Edirne’de uluslararası öğrenci olmak farklı topraklardaki çiçekleri aynı yerde aynı hislerle büyütmek demektir. O yüzden toprağından alınan her çiçek ilk zamanlar elbet yerini yadırgayacaktır. 
kaynak;millet gazetesi